
Bugün birçok organizasyon hızla ilerlediğini düşünüyor. Projeler ardı ardına başlatılıyor, sprintler tamamlanıyor, teslimatlar artıyor. Ekipler yoğun, takvimler dolu ve hareket hiç durmuyor. Dışarıdan bakıldığında bu tempo, güçlü bir performans göstergesi gibi algılanıyor.
Ancak hız, her zaman ilerleme anlamına gelmez.
Asıl soru çoğu zaman gözden kaçar: Bu hareket gerçekten bizi doğru yöne mi taşıyor, yoksa sadece daha hızlı hareket etmemizi mi sağlıyor?
Çünkü yönü net olmayan bir yapı, ne kadar hızlanırsa hızlansın, ulaşması gereken noktaya yaklaşmaz. Aksine, yanlış yönde kat edilen mesafe arttıkça, geri dönmenin maliyeti de büyür.
McKinsey’nin araştırmaları, organizasyonların önemli bir kısmının dönüşüm ve gelişim yatırımlarına rağmen beklediği etkiyi yaratamadığını gösteriyor. Bunun en temel nedenlerinden biri, yapılan çalışmaların stratejik hedeflerle yeterince güçlü bağ kuramaması. Aynı çalışmalar, çevik yaklaşımların doğru kurgulandığında organizasyonlara ciddi bir hız ve adaptasyon avantajı sağladığını; ancak bu hızın, net bir yön tanımıyla desteklenmediğinde gerçek bir değere dönüşmediğini ortaya koyuyor.
Bu durum özellikle çevik çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasıyla daha görünür hale geldi. Sprintler hızlandı, teslimatlar arttı, ekipler daha çevik hale geldi. Ancak birçok organizasyonda bu hareket, yön duygusuyla aynı hızda gelişmedi.
Sonuç olarak ortaya ilginç bir tablo çıkıyor:
Ekipler her zamankinden daha hızlı çalışıyor, ama organizasyonlar aynı hızda ilerleyemiyor.
Bunun nedeni çoğu zaman yanlış uygulama değil, eksik tanımdır. Hızın nasıl ölçüleceği netleşmiştir, ancak neyin gerçekten ilerleme olduğu yeterince tanımlanmamıştır.
Birçok ekip, yaptığı işin miktarını ölçer. Tamamlanan görevler, kapatılan ticket’lar, biten sprintler… Bunların hepsi hareketi gösterir. Ancak etkiyi ölçmez.
Etki ise farklı bir soruyla ilgilidir:
Yapılan bu çalışmalar, organizasyonu gerçekten ileri taşıyor mu?
Bu sorunun net bir karşılığı olmadığında, ekipler doğal olarak ölçülebilen şeylere odaklanır. Bu da zamanla aktivite odaklı bir çalışma biçimi yaratır. Yoğunluk artar, ancak anlam zayıflar.
Gerçek ilerleme ise yalnızca hızla değil, yönle birlikte oluşur. Hız, doğru hedefle birleştiğinde değer üretir. Aksi halde sadece daha fazla efor anlamına gelir.
Bu nedenle güçlü organizasyonlar, hızlarını artırmadan önce yönlerini netleştirir. Ne yaptıklarından çok, neden yaptıklarını tanımlar. Her çalışmayı bu çerçevede değerlendirir.
Bu bakış açısı yerleştiğinde, hız ikinci bir sonuç haline gelir. Çünkü doğru yöne odaklanan ekipler, zamanla doğal olarak daha hızlı hareket etmeye başlar.
Sonuç olarak mesele daha hızlı olmak değildir. Mesele, doğru yönde ilerleyebilmektir.
Çünkü yanlış yönde hızlanmak, en pahalı verimsizliktir.

Zeynep Eda Ataç
Project Manager